Pages

4 Şubat 2017 Cumartesi

CEMAL ŞAKAR'IN "KARA" KİTABINDAN BENDE KALANLAR...


Siz hiç Cemal Şakar'ın tokadını yediniz mi? Ben yedim. "Kara" adlı kitabını okuduğumda,daha ilk öyküde "Devam edebilecek misin?" diye sordum kendime.Zira bu kitapta,bir tokat gibi suratımıza çarpan sözler vardı,kara sözler...
Her gün gelip geçtiğimiz sokaklarda yaşayan görünmez hayatları bize gösteren,cesetleri bize hatırlatan...Sadece şimdinin cesetlerini değil,geçmişimizde birikenleri de suratımıza çarptı o kara sözcükler.
Devam edebilecek miydim? Çünkü çok ağırdı cümleler,kara cümleler...
Kimi zaman tarihin unuttuğu,kiminde şehrin büyüttüğü; kentin karanlık sokaklarında doğmuş,kaldırımların emzirdiği cesetlerin hikayelerini okuduk bu kitapta.Ömer Hayyam Canisi adlı öyküde yer alan ceset şöyle diyordu öykünün sonunda.

"-Ben bütün kokuları bilirim,bütün sesleri tanırım komserim,ben bağışıklıyım komserim,bana ceset derler,ben ölmem komserim ha,ben zaman tarafından emilmişim,ben zamanı emmişim komserim ha,ben komserim,komser ha!

Hani şu görmek istemediğimiz,olur da bir yerlerde rastlaşırsak başımızı çevirdiğimiz,kokularından rahatsız olduğumuz,ne kokusu varlıklarından tiksindiğimiz yaşayan ölüleri yazmış Cemal Şakar.
Neyse ki The Mahrem Palace'ta bir nefes alıyoruz.Ohh be! Deniz,kum güneş...Fakat burada da inceden bir iğneleniyoruz.Yazar, iğneyi yüreğimize batırıyor.Sonsuzluk ve Bir Gün öyküsünde hüznü, Kül'de yarım kalan hayalleri ile bir genç kızı,olmamış hayatını,oldurulamayan hayatını yüreğimiz sızlayarak okuyoruz.
Vatanını özleyen,başka topraklarda kendi değerini kaybetmiş genç kız bütün ümitlerini tüketirken şöyle söylüyor:

"Bir Anka'yım ben.
Yangınlar içindeyim.
Adalar bir kanat çırpma mesafesinde.Sonra Marmara.Sonra sararmış bozkırlar.Sonra yemyeşil ovalar.Sonra çıplak dağlar.Sonra rengarenk ormanlar.Sonra ülkem.Sonra şehrim.Sonra kasabam.Sonra kül.
Sonra ilk kanat çırpması."

Ne hayatlar vardı kitapta daha? Ya da ne hayatlar yoktu,yok olmuştu? Yanmış,bombalanmış,babaların oğullarından ayrıldığı hayatlar.Yazarın ince ince işlediği kelimeler bir şiir ağırlığında yüreğime çöreklendi,cümleler boğazımda düğüm.Sanki sözlerin sahibi yazar değil.Sanki savaşın içinden bir adam kulağıma fısıldıyor,sanki Filistinli bir baba,sanki Suriyeli bir kadın gözlerimin içine bakıyor.

"Toplumsal barış için salıverilmiştik.Hiçbir şey olmamış gibi kasabaya dönecek,uzun, yaralı bir geçmişle kucaklaşıverecektik.
Olmadı.
Kucaklaşamadık.
Doğduğum ev yıkılmış.
Ailem başka ülkeye hicret etmiş.
Yıkıldım hemen oracıkta."

Kara böyle hüzünlü bir kitaptı benim için.Zorlu ağır bir yolculuk.Öyle çayını alıp,koltuğuna yaslanıp,tadını çıkarabileceğin bir kitap değil.Diken üstünde,muhayyileni zorlayarak,göğsün sıkışarak okuyorsun elinde olmadan.
Böyle olmalı değil mi,bazen? Bir kitap sarsmalı seni, şamar olup inmeli suratına,mızrap olup dokunmalı teline,kirkit olup vurmalı iplerine...Böyle olmalı.Kendi hayatımıza o kadar dalmışız ki bizi gelip bizi sarsmalı.
Hepimizin sarsılmaya ihtiyacı var.Kara'yı okuyun,okutun.



Bir sonraki kitap sohbetimizde görüşmek üzere.Selamlar...

0 YORUM: