Pages

21 Ocak 2014 Salı

SARI



        Ne çok şey yaşamışız...Yaşatılmışız...Küfemiz dolmuş tıka basa,dökülüp saçılmış dertler,taşmış ağır gelmiş vesselam...Şans mı şanssızlık mı bilemiyorum ama bizim memlekette neredeyse her on yılda öyle çok şey değişir ki "Her on yılın tarihi yazılır" desem mübalağa etmiş olmam.Metrekareye düşen yağmur miktarı gibi kişi başına düşen dert,tasa da sağanak sağanaktır bu coğrafyada.Nitekim gazeteci yazar Ahmet Tezcan;sırtındaki yükü geçmişin hatrına ve her şeye rağmen ama yalpalaya  yalpalaya da olsa taşımaya çalışan Anadolu insanını Sarı'nın küçük yüreğinden aktarmış.İlk kitabı Kafirun'da "Bir yazarın ilk romanı nasıl bu kadar iyi olabilir?" sorusunu sorduran yazar ivme kaybetmeyerek "Sarı" ile yine okuyucunun gönlünde yer edindi.Bana göre ise "ikinci her zaman birinciyi aratır" ve "ilkler özeldir" genelgeçerliğinin aksine ilk kitaptan bir iki tık ilerideydi.
      Kafirun'daki küçük Sarı büyümüş genç bir İmam Hatip öğrencisi olmuştu.Fakat büyümek öyle çocukluk düşlerimizdeki gibi fevkalede bir şey değildi.Hem de bizimki gibi alkımın altında geçirilmeye çalışılan bir ülkede....Sarı'nı henüz kırılmamış,taşlaşmamış,körpe yüreğine fazlaydı aslında yaşananlar.Oysa bu ülkede gençlerin kaderiydi ezilmek,bükülmek,bir şekle sokulmak.Kuru lafları Besmele saydırıp,kuru değerleri bayrak diye sallamak....Fakat Sarı gibi gözlem yeteneği iyi,hissiyatı yoğun gençler kabullenmediler onlara dayatılan gariplikleri.Giydirilmeye çalışan kılıfı tuhaf buluyorlardı ama öte yandan da o kılıfı giymeye hevesli çok da insan çıktı.Ve hatta o kılıfı zamanla vücutlarının bir parçasıymışçasına benimsediler.Bugün o kılıfı giyenlerin,o hapı yutanların çocukları uydurma tarihi söylemlerden bir zerre öteye gidemeden bozuk plak gibi aynı türküyü söyleyip duruyorlar.Kitapta ise yazar;tarihi,dili,örfü adeti ile arasındaki bağ kesilmeye çalışılan insanımızın haleti ruhiyesini bize ironik yanlarıyla anlatmıştı.O yüzden bazen kendimi tutamayıp ağlanacak halimize güldüm.Hem de sesli...Dışarıdan görenler beni deli sanmıştı oysa delice olanlar yaşananlardı.Levent Kırca'nın  yıllardır yapmaya çalıştığı "güldürürken düşünmek"buymuş meğer.(Hayır, bir sarhoş taklidi seni ne kadar derin düşündürebilecekse?)Sarı'yı okurken bol bol gülüyorsun evet ama sonrasında tanımlayamadığın bir duygu çörekleniyor kalbine.Düğüm oluyor sonra boğazında;toplumca geçirdiğimiz bu ağır depresyon,ilkel kabilelerin belli dönemlerde kurban verdiği gibi  idamla kurban ettiğimiz canlar,bu tuhaflıklar silsilesi...
     Duyguluydu Sarı'nın hikayesi... Kaymakam'ın 19 Mayıs'ta,gençliğin bayramında bütün liselerin bayramını kutlayıp İmam Hatip Lisesi gençlerinin bayramını kutlamaması temeli idi bu kitabın.O yok sayılarak yok edilmişlik,ötekileşmenin başladığı yer hüzünlüydü,kırıcıydı.Hem de onlar umutluyken bu kez var sayılacaklarına.

-Bıldır gaymaham başgayıdı hocam,bu yini geldi,belkitleyim de bu gutlar bizi,öta gimin yapmaz!
Hüseyina Mamunlulu Ekrem'e gülerek bakmış:
-Bıldırcın mısın sen,demişti.Hala dilini düzeltemedin.Bıldır yok! Geçen sene diyeceksin!Kaymakam'ın kaf'ını,gayın yapmayacaksın! Belkitleyim de ne ya? Adam gibi belki desene şuna.
Hüseyina erinmemiş tahtaya Ekrem'in cümlesini yazmıştı:
Geçen sene kaymakam başkası idi.Bu yeni geldi.Belki de bu kutlar bizi,öteki gibi yapmaz.

Bu tatsızlığı unutturmak istercesine güldürmüştü bizi Bıldır Ekrem ve daha güldürecekti.Solculara özenip kaymakamın evini yakmaya niyet etseler de beceremediler.Beceremezlerdi ki...Bu milletin öyle bir kültürü yok çünkü.Polise taş atmak,molotof atmak,orayı burayı yakmak...diye geleneklerimiz yok bizim.Yaniii...Yoktu..!Yazar bu durumu yine kendine has diliyle anlatıyordu.Karakterlerinden birini konuşturmuştu:

"....Sen de görmüşsündür geçen sene şu bizim yerli Che takımı Samsun'dan yürüyerek buraya kadar geldiler,bildiri mildiri dağıtıp üç beş slogan atıp gittiler.Ne kaldı milletin hafızasında?Hiiç! Kocaman bir hiç!Kimse bi bok anlamadı çünkü.Yerli değiller,yabancılar!Halkın dili değil bu kitaplardan ezberledikleri bir kaç kalıp,o kadar!Teneke tıngırtısı bile daha çok şey anlatır bu millete,ama bu veletlerin dediğine kulak asmaz.Antiemperyalist,antifeodal diye yazarsan,Sungurlu'nun Kırıkkale'nin garibanı kahvede okur,ulan amma antika bunnar da haa diye kafa bulur.Eğer bu milletle yola çıkacaksan onun gibi konuşacaksın,onun gibi davranacaksın,yoksa seni anlamaz anarşit der çıkar işin içinden.Türkeş bu gerçeği çok çabuk gördü Hitler'in Nasyonal Sosyalizm'inden devşirdiği  Milliyetçi Toplumcu dangalaklığından vazgeçip yönünü Ötüken'den Kabe'ye döndürdü.Niye?Ulan bu millet ne Moskova bilir ne Ötüken bilir..." 
Yıl oldu 2014 ama değişen çok bir şey yok.Hala halkla aynı dili konuşmayan bir kesim var, üstelik halka hakaret etmek de bu kesimin yeni ilkeleri.Halka koyun de,en aydın sensin.Ve yine kuru sloganlar,sosyal medyada paylaşılan içi boş artistik laflar...Oysa başka söylüyordu solcu Hikmet,ilk kitabımızın ana karakterinin bu kez düşünsel dünyasına,hayat felsefesine görüşlerine biraz daha girilmişti.Ve başka nice konular....Çerkezlerle ilgili Hikmet Usta'nın konuşması müthişti mesela.
Zaten yazar Kafirun'da olduğu gibi tespitlerini,anlatımlarını kendi yapmıyordu.O bir kenara çekilmiş manavı,şoförü,kadını,kızı,delikanlısı kalemi eline alıyor onlar anlatıyordu.Zaten kitabın sevdiren yanlarından biri de buydu.Halkı doğal halleriyle,şiveleriyle olduğu gibi aktarmak samimiyet katıyordu.Şive ile konuştukları bölümleri seni bilmem ama ben çok severek,tebessüm ederek okudum.Kendi okuduğum yetmezmiş gibi her beğendiğim bölümden sonra eşime dönüp "Bak sana bişi okucam...." deyip benden sonra kitabı okuyacak olan eşim de sayemde kitabı okumuş kadar olmuştu.Bıldır Ekrem'in güzel konuşma çabaları,dönemle ilgili siyasi saptamaların halk ağzıyla yapılması,Sarı'nın ağzından laf kaçırmaları...
O gün Sabahattin Asteğmen bir ara "Annen baban namaz kılıyo mu Mahmut?"diye sormuş.
"Ooo..tabii gılıyolar" demiş koğucu şaplak."Hu bile çekiyolar!"
Bu laf için anasından dayak yemişti Mahmut.
Paylaşılmayacak gibi mi Allah aşkına,bu kitap okuyup,bitirip,kaldırılacak kitap değil.Henüz okumayan varsa eşi ile dostu ile beraber okusun bu kitabı.Keşke filmi de yapılsa da Sarı'nın hallerine gülüp,dertlerini dinlesek yine.Gerçi bir film bir kitabın verdiği derinliği verebilir mi,şüpheliyim.Çünkü bu kitap bir değil bir çok meseleyi döküp saçıyor,irdeliyor,hatırlatıyor.Ana öyküden ayrılmadan aralarda verdiği öykülerle de beyninin kıvrımlarında dolaşıp anısal belleğinden çekip alıyor bazı hatıralarını.Deli Yılmaz'ı okurken çocukluğumun geçtiği mahalleyi hatırladım ve mahallemizin delisini.Muhakkak vardır senin de bildiğin bir deli.Her birinin hikayesi farklıdır.Kimine hemşire yanlış iğne yapmıştır,kimi kara sevdaya tutulup kendini içkiye vermiştir,kimi doğuştan öyledir...Bilinmez; şehir efsanesi mi, gerçek mi? Kimi çocukları kovalar, 3 boyutlu korku filmlerinden daha orijinal bir korku yaşatır,kimi oyunlara katılır,kimi güldürür;kimine bir dilim ekmek verirsin dua eder o dua da ahaliye yeter.Mahalle kültürünün unsurlarından biri olmuştur adeta.Sahi o deliler neredeler? Hadi delileri geçtim.Mahallemizin büyükleri neredeler? Küsleri barıştıran,kavgalıları ayıran,en asinin bile laf dinlediği o büyüklere şu son günlerde ne çok ihtiyacımız var.Bu karmaşa ve kopuş içinde,ne mahallenin delileri kaldı dua edecek; ne de dedeler  yol gösterecek.Velhasılı bende deli ile anlam bulan kitap belki seni Sultan ile ağlattı...
    Ana hikaye o odada son bulurken birden yine bütünleştik,hemhal olduk Sarı ve Ekrem ile.Sonuç bölümünde yazar son tokadı atmıştı bize hani kitap boyunca tuttuysan kendini sal diye.Yine içim burkuldu sanki odada ben de varmışım gibi,yaşananlara bizzat şahit olmuşum gibi,her şey çok sahiciydi.Küçük yüreklerine ağır gelen bu yükü taşıyabilen büyük adamlardı onlar artık.
        Ben mi? Bir İmam Hatip mezunu değilim,zaten bu kitap da yalnızca İmam Hatip öğrencilerine hitap etmiyor.Bu memleketin derdi ile tasası ile ilgilenen herkesin sevebileceği bir kitap.Kitabın bende bıraktıklarını seni sıkmamak adına mümkün olduğunca kısa anlatmaya çalıştım.Ya sende bıraktığı izler neydi,ya da senden çekip çıkardıkları?
Bu güzel kitabı kaleme almış,evlerimize misafirlik edip,hoş sohbetler edip,bizlerle bir bağ kurmuş olan yazarımıza sonsuz teşekkürler.Yüreğine,kalemine sağlık...Sohbetimi kitaptan hoşuma giden bazı alıntılarla noktalayacağım.Bir sonraki kitap sohbetinde görüşmek üzere...

"Bu İnönü'nün Atatürk'e yapdığını Gırıhlı Kel Kenan bile yapmaz,anam avradım osuun!Mağersem Ata'nın ölmesini bekliyormuş herifçioğlu.La adam öldü,daa gırhı çıkmadan bu İnönü gendine para bastırdı,meymenetsiz suratını pangunotun üstüne gondurdu.Yunan'a karşı samanlıkta sahlandığını unuddu da melmeketi bi tecik gendi gurtarmış gibi başıma Milli Şef oldu çıhdı la......"


"Kelimelerin bile sağcısı solcusu vardı;solcular örgütçü, sağcılar teşkilatçı idi."

"Solcuların Ulusalcı Sosyalist sıfatına karşı çıkardıkları Milliyetçi Toplumcu lafını bırakıp Türk İslam Sentezcisi olalı beri,eli tesbih ağzı oruç tutan dindar kesimden alttan alta destek buluyorlardı."

"Hacı Taşan'ın Ankara'da yidim daze meyvayı türküsü,solcu dilinde Ankara'nın taşına bak,sağcıların ağzında Çankaya yokuşunda Asya'nın bozkurtları marşlarına dönüşeli beri,şekeri en bol meyvenin dahi lezzetine acı düşmüştü."

"Tecrübesizdiler bir de;işçi işçi diyorlardı ama hemen hiçbirinin eli tutmamıştı henüz,propaganda için gittikleri fabrikalarda geçici süre işçi olduklarında bile,çoğunun pestili çıkıyordu.Köylü diyorlardı ama bir köye gittiklerinde nasıl konuşacaklarını bilmiyorlardı.Köylünün dilini bilmiyorlardı çünkü.Hem dilini bilmiyorlardı hem dinini.Apışıp kalıyorlardı,bundan hoşlanmadıkları için de ezberlenmiş bildirileri köy kahvelerinde papağan gibi tekrarlayıp duruyorlardı.Ülkenin en önemli fakültelerinde okuyorlardı ama bir köylüyü ikna edebilecek donanımları yoktu."


0 YORUM: