Pages

19 Haziran 2013 Çarşamba

SIR KÜPÜ

  

 Dostlar duydunuz mu? Pandora'nın kutusu patlamış ve dökülmüş içinden türlü türlü sırlar. Görelim bakalım neler neler saçılmış?
       Kutuyu patlatan, dinamiti koyan kişi Turgay Güler. Kendisini televizyon programlarından tanırım sıkı olmasa da takipçisi sayılırım. Ya farklı konuları kurcalayan; ya da aynı mevzuları farklı yerlerden kurcalayan, izleyene değişik bakış açısı sunabilen bir gazeteci. İşin gerçeği, daha önceki kitabını merak edip de almadım. Sanırım bunun sebebi daha önce okuduğum şu edebiyat yoksunu politik kurgu romanlar. Edebiyattan yoksun oldukları yetmezmiş gibi, kurgularının temeli de gerçeklikten bir hayli uzak. Hal böyle olunca alma gereği duymamıştım lakin genelleme yapmanın doğru olmadığını bir kez daha tecrübe edinmiş oldum. Özellikle sosyal medyadaki olumlu yorumlar sonucu kendimi kitapçıda buldum. Zaten bilgilerinden şüphe etmediğim yazar, bildiklerini bize öyle bir sunmuş ki benim diyen roman yazarlarına parmak ısırtır.

        Gelelim kitabımıza...Roman farklı kollardan ilerleyen ırmaklar gibi nerede kesişeceğini merak ettirerek okutuyor kendini. Veba, Yahudiler, define olayı, ve yazarımızın bir hoşluk yaparak kendini de içine dahil ettiği "gizemli kadın" bölümlerini okurken sen de kendini şu soruyu sormadın mı? "Yahu ben bu kitabı, günümüz ile ilgili bir roman okuyacağım diye aldım nereden çıktı şimdi bu veba falan?" Evet ben de "Bakalım yazar bu işi nasıl bağlayacak" diye sorgulayarak okuyordum. Her bir bölümü yeni bir öyküye başlar gibi kaleme alan yazar ustaca bir düğümle bağlamış ve ortaya çok da güzel bir örgü çıkarmıştı ki böylelikle ben de merakımdan kurtulmuştum.

        Yazar, açılışı Yusuf peygamberin rüya yorumuyla yaparak sanırım kitabına "güzel" imgesini baştan yüklemek ister gibiydi.  Ve arkasından gelen kara günler, kara ölümler, ve bu kara lekelerin fırçası Ortaçağ Hıristiyanları, ve tuvale düşen darbeler Yahudiler...Bu sayfaları okurken yazarın tasvirleri eşliğine çevirdim tarihin sayfalarını. Hep o allanan pullanan batıyı, var olduklarından beri her gün duş alan, klozet kullanan, her gün diş fırçalayan, hijyene çok dikkat eden müstesna insanlar olarak gören ; gericiliği, barbarlığı, pisliği ancak ve ancak kendi milletine yakıştıran yeri gelince de ulus severlikte (!) mangalda kül bırakmayan insanlarımız geldi aklıma bir an ve okumaya devam ettim...Yazar anlatıyordu; pislik, sağlıksız koşullar, cehalet, şeytanı arayan insanlar, cadı avları arasında Levi'yi ve torunu Rukofil'i.
Onlar bu hikayede köprünün başladığı noktadaydılar, köprünün sonunda ise günümüz Türkiye'si vardı. Köprünün başını ve sonunu bağlayan yol ise bir define olayında çıkacaktı ortaya. Köprünün temelinin atıldığı yerde Hıristiyan alemi vebayı temizlediklerini düşünsün, başka bir veba asırlar sonra bir çıban gibi büyüyordu insanoğlunun sırtında ve sarıyordu bütün dünyayı; ağını attığı yeri çürütüyor, tırnağını geçirdiği yeri kanatıyordu, bal sunuyor lakin zehirliyordu. Fakat bir gün bir şey oldu; ipini attığı yerde ipi kesildi, tırnağını geçirdiği yerde tırnağı kırıldı ; onun sarhoş ettiklerini bir başkası ayıltıyordu , o uyutuyor öbürü uyandırıyordu, o kısırlaştırıyor diğeri çoğaltıyordu. Ve artık bu diğeri fazla oluyordu. Sesi kesilmeliydi artık, diğerleri gibi...
       İşte böyle gelmişti ana hikayeye yazar. Ana hikayeyi oluşturan temel, sağlam atıldığı için ana hikaye de kendini okutuyordu zira kurgu korkulardan değil tarihten ve günümüz gerçeklerinden seçilmişti. Ve hatta zaman zaman yazar abartmış bu günümüz gerçekleri konusunu tam on ikiden vurmuştu. Bu bağlamda şu sözleri hatırlamakta fayda var.


“Ben başka şey söylüyorum. Daha büyük bir terörden bahsediyorum. Çıldırmışçasına sağa sola saldıran, yakan yıkan milyonlardan” (sayfa 155)
Çok tanıdık geldi değil mi?

“O gün o katliamı engelleyebilseydik, bugün nüfusumuz 200 milyonu aşacaktı.Şimdi de bu. Adam, faize savaş açıyor. Düne kadar etrafımızda pervane oluyorlardı. Tüm borçlarını ödedi. Şimdi herkes onun izinden gidiyor. Faiz indiriyor. Borç ödüyor. Krallığımız zarar ediyor. Dedem Levi’nin vasiyetini geciktiriyor. Alçak!” (sayfa 156)


Sanıyorum şu günlerde bütün ülke olarak yaşadığımız sıkıntıyı işaret ediyor yazar.  Öngörüsünü takdir etmemek mümkün değil. Ülke tam da nefes almaya başlamışken, ciğerlerine oksijeni çekecekken, birileri havayı kirletiyor, suyu bulandırıyor, sırtına çıkmış, ağzını kapatmaya çalışıyor, zavallı ülkem silkiniyor, sallanıyor ; bu kez kafasına hücum ediyorlar, binlerce minik yaratık beynini kemirmeye çalışıyorlar. Oysa o daha yeni tedavi olmuştu bu yaratıklardan. Bal sandığı şerbetlerin zehir olduğunu yeni idrak etmişti kim bilir belki farkındaydı sesini çıkaracak zamanı bekliyordu...Ülkeyi kalkındıracak, geliştirecek diye projeler geliyordu önüne o da uyguluyordu. Kitabımız, temel olarak; ayağa kalkmaya çalışan ülkemin sırtındaki çıbanlardan bahsediyor. Ve bu ülkeyi dik durdurmaya çalışan kişiye düzenlenen bir suikastı kaleme alıyor.
      Kitabı okurken bir çok kavram da öğrendim diyebilirim, son zamanlar da adını sık duyduğumuz, faiz lobisi, indigo çocuklar, malthusçuluk... vs.
     Malthusçuluk hakkında kitabi bir bilgi vereceğim sana ve sen de kim bilir aile planlamanı okuyor gibi hissedeceksin. "Ayol başbakan bizim yaptığımız çocuğa bile karşıyıyooo,  çok diktatör diı mıııı?" diyen  sevgili şirin arkadaşlarım birileri milletin çocuğuna toptan karışmış,haberimiz yok. Bakalım, görelim.

 "Çalışmasına göre uygun şartlarda herhangi bir popülasyon, besin maddelerinin artışından daha hızlı bir oranda artar ve böylece zamanla kişi başına düşen besin miktarı azalır.
Bu düşünceleri nedeniyle Malthus geç evlenmek, az sayıda çocuk sahibi olmak vb. hareketlerin teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyordu. Yine Malthus'a göre toplumsal sefaletin en büyük nedeni alt sınıflardı ve bu yüzden bu tür bir nüfus planlaması üst sınıflardan ziyade alt sınıflara uygunlanmalıydı. Fakir halk kesimlerine yapılan (özellikle kamusal) yardım programlarına karşı çıkmıştır. Her türlü toplumsal müdahaleye ve yardıma muhalif olmuştur."

"Türkiye Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, gazeteci Zeynep Atikkan, Gazeteci Tuncay Özkan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sosyolog Prof. Dr Mustafa Erkal, emekli vaiz Fethullah Gülen, Eski MHP Başkanı Alparslan Türkeş, Eski Başbakan Necmettin Erbakan ünlü doğum yanlılarıdır. Atatürk döneminde Malthusçu yayınları yasaklamış 100 milyonluk Türkiyenin bir an önce olmasını istiyordu.Türkiye'de Atatürk döneminde başlatılan, doğum yanlısı uygulamalar, 1965'de Adalet Partisi tarafından değiştirilmiş, doğum karşıtı Malthusçu politikalar başlamıştır. Kenan Evren, Vehbi Koç, Süleyman Demirel ünlü Türk Malthusçulardır"
(wikipediadan ayrıntılara bakabilirsin)

      Doğum yanlılığı ile bilinen ve bu yöndeki çabası,  "başkalarının özel hayatına karışmak" olarak nitelendirilen başbakan, başbakana düzenlenecek olan bir suikast ve suikastı çözen, başbakanın Sır Küpü'nü anlatan bir kurgu kitabı değil bu kitap, çok daha fazlası...Faiz lobisi kimlerdir, telefoncu kimdir, ve hatta acaba benim de kullandığımın sahibi midir, sır küpü kimdir, üzerine konuşulacak şeyler, fakat yeterince anlattığım romanda bu soruların cevaplarını yazmayacağım, zaten ip uçlarını takip edersen kolayca ulaşabilirsin cevaplara.
Kitap hakkında benim konuşmak istediklerim bunlardı. Ufak bir de eleştirim olacak. Şöyle ki: bana yetmedi, çok çabuk bitti, belki bir çok insan için "kolay okunabilir" olması öncelikli tercihler arasındayken bana göre " tadı damağımda kaldı" kıvamındaydı. Turgay Güler,madem böyle güçlü bir kurgunuz var, madem kaleminizi böyle ustaca kullanabiliyorsunuz; keşke daha kalın bir kitap olsaydı, keşke daha çok şey yazsaydınız okusaydık...Gerçi ben ki Nazan Bekiroğlu'nun Nar Ağacı'nı bile o kalınlığına rağmen kısa bulmuş, çok severek yazdığım yorumumda kitabın devamını istediğimi dile getirmiştim. Demek ki güzel kitaplar böyle tat bırakıyor.
      Peki, bu kitabın senin zihninde bıraktığı iz, gönlünde bıraktığı tat nasıldı? Yorumlarını bekliyorum. Bir sonraki kitap sohbetimde görüşmek üzere.Sevgiler...
  

                                                                                                      ÖZLEM KARAPINAR

14 YORUM:

Ergün Güler dedi ki...

Şu an yarısına geldim. Muhteşem bir kitap.
Herkese değil, meraklısına şiddetle tavsiye ederim.

Ergün Güler dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
özlem karapınar dedi ki...

kitap bitince görüşlerinizi beklerim :)

Ergün Güler dedi ki...

1.Tespit;
Kitabı okumaya devam ediyorum. Fakat, Başbakan 'ın rüyasındaki 21 yaşındaki 145.sayfada"sır küpüm" dediği genç çocuğun, 160.sayfada Hakan Fidan olduğunun anlaşılması beni bir hayli hayal kırıklığına uğrattı. Daha da vahimi kitabın 143.sayfasında sır küpü'nün Başbakan' dan sonra gelecek adam imasında bulunulmasıdır. 2.vahim ise, 161.sayfada sır küpü'nün Başbakan'ı öldürecek veya öldürtecek kişinin çok yakınında olduğunu belirtmesi (zannımca sır küpü'nün tek söylediği doğru söz), Başbakan'ın ise, belki benim hissettiği hissederek "çok yakınımda olan" sensin demesidir. 3. Vahim ise, kitabın adına Hakan Fidan'ın lakabının verilmesidir. Başbakan Hakan Fidan için "sır küpüm" ifadesi için, Bakınız 12 Nisan 2012 tarihli gazeteler. 2.tespitim Hakan Fidan ve ona özel çıkan jet kanunlar, sır küpü için, kırılan binlerce küpler, İsrail'in onlarca tepkisi olan mevzular dururken, neden sır küpüne manidar tepkiler veriyor? Bunların üzerine olacak.

özlem karapınar dedi ki...

ilginç ama sizin yakaladığınız o ayrıntıları ben kaçırmışım mesela başbakandan sonra geleceği imasını fark etmemişim, çok dikkatlisiniz.

Adsız dedi ki...

sır küpünün hakan fidan olduğuna eminmisiniz??

özlem karapınar dedi ki...

istihbaratın başına geçirilmesi gibi nedenler onu işaret ediyor ama tabii emin olamayız

Ergün Güler dedi ki...

Yazar istihbarat başındaki adam olduğunu ifade ediyor.
Başbakan'ın 12 Nisan 2012 tarihindeki gazete ve televizyonlara verdiği cevaplarda, Hakan Fidan için "sır küpüm" ifadesini çok net kullanıyor.
Kitap içindeki sır küpü'nün aksini gösterecek ifadelere rastlayamadım.

Ergün Güler dedi ki...

2. Tespit;
Ergenekon operasyonlarından sonra en büyük operasyonlardan biri KCK operasyonudur. Bu operasyonları yürüten, polis, savcı ve kimler var ise Allah hepsinden razı olsun. Bu savcılardan biri olan Savcı Sarıkaya, Başbakan'ın ameliyat öncesi, aralarında sır küpü'nün de bulunduğu mit'çileri ifadeye çağırarak, elinde olmayarak Türkiye'yi yeni bir sarmala sokmuştur. Başbakan da ameliyattan bir gün sonra, bu savcıyı görevinden aldırtmıştır. Sadece savcı mı? Ergenekon'un belini kıran birkaç yiğitten oluşan emniyet amirleri de. Hatta bunlardan bazıları ergenekoncuların yazdığı kitaplarda adı geçmiş,Dink'in katili olarak gösterilmiş ve görevden alınmaları için aylarca ergenekoncular tarafından her türlü argüman kullanılmıştır.
Ergenekon Başbakan'ın celal zaafını kullarak, 1-0 öne geçmiştir.
Savcının mit'çileri ne için çağırdığını bilmeden.
Ergenekon basınlarında çağırma gerekçeleri hep "oslo görüşmeleri" gösterildi bir yandan.
Kazın ayağı öyle değildi aslında... (devamı gelecek)

dryny dedi ki...

Kitabın kurgusunu çok beğendim, yazarın bazı konulardaki öngörülerine hayran kalmamak elde değil. Kitap hakkındaki yorumlarınıza da aynen katılıyorum.

özlem karapınar dedi ki...

kendisi aynı zamanda ülke tvde program yapıyor, programı da çok ilginç tavsiye ederim.

Adsız dedi ki...

ergün bey konusmalarinizdan kitapta yazanlardan daha farkli AMA gercegi bu olmali seklinde bi ima sezinledim.eger sezgim dogruysa bunu paylasabilirmisiniz?

Harun Bicer dedi ki...

Ben kitabi hernekadar okuyup ve begendiysem, özellikle sizi Özlem hanim, yapmis oldugunuz bu güzel yorumunuz icin tebrik ederim.

özlem karapınar dedi ki...

Teşekkür ederim.