Pages

18 Nisan 2013 Perşembe

Düğümlere Üfleyen Kadınlar



       Dört kadınn...Gizleseler de sırtlarında yüklerini; kimi zaman sigaranın dumanında,kimi zaman şen kahkahaların hüzünlü gözlerinde, kimi zaman da sıfıra vurulmuş saçlarda göz kırpıyordu ince ince...Bu kadnlar çevrenizde görebileceğiniz kadınlardan değil. Muhtemelen  Amira gibi bir kadını tanımıyorsundur, ülkeden ülkeye sırlar taşıyan,gizemli dostlar sahibi Madam Lilla gibi biri de yoktur çevrende, sanırım elini sallasan, devrim için sokaklarda yatıp kalkan bir kadına da çarpmaz elin...Ancak şuna eminim ki sen de açsan çantanı, döksen içindekileri aynı gizemler, aynı hüzünler, aynı kırgınlıklar çıkacaktır. 
      Kitap bize çevremizde çok sık göremeyeceğimiz bu kadınların kendimizde de görebileceğimiz yönlerine ayna tutuyor. Fakat böyle söylediğim için aklına klasik bir "kadın erkek ilişkileri" kitabı gelmesin. Yalnızca kadın ve aşk içermiyor. Özelde kadını çizse de genelde ülkeyi resmediyor; parça aşk olsa da bütün de özgürlük var,yakın olarak kadının kalbini anlatsa da uzakta unutulmuş halklara da değiniyor. Ve seni bütün bunlar üzerinde düşünmeye sevk ediyor.Esasen Ece Temelkuran ile dünyaya bakış açılarımızda farklılıklar var ancak kitabı okurken ne o oldu muhalefet ne de ben.
"Ölümü böyle iç cebinde sevgilinin resmi gibi taşıyan memleketler cenazeleri niye hep böyle hazırlıksız karşılar?" 
Böyle diyor kitapta yazar ve ben de bu güzel tespitin altını çiziyorum. Yazar her ne kadar Ortadoğu'nun halklarının şarkılarını söylese de dinledikçe anlıyorum ki ezgiler bizim ezgiler, ninniler bizim ninniler.Tınıları hoş ve etkileyici...Kitapta beğendiğim bölümlerin başında yukarıdaki sözün de söylendiği bölüm olan Amazir kadınlarının anlatıldığı bölümün geldiğini söylemeliyim. Habire durmadan ölen gençler, arkada kalan sevgililer, kız kardeşler, anneler...Çok bizden bir hikaye değil mi?
       Peki seni etkileyen neydi kitapta? Maryam'in gizemi mi, Amira'nın aşkı mı, Madam Lilla'nın asaleti mi? Bana gelince ben her ne kadar Amira'nın aşkını Muhammed'in mektuplarını çok beğensem de karakterler hakkında ufak eleştirilerim de yok değil.  Ben bir romanda - tabi fantastik bir kitap değilse- gerçekçilik ve mantığa uygunluk ararım. Hadi hem dansöz hem de gazeteci bir kadın bir nebze gerçekçi olsun,vardır belki bir kaç tane, onlara haksızlık etmeyelim ama Madam Lilla'ya ne demeli? Bana göre bildiğin fantastik bir roman karakteri. Çölde o şehirden o şehre gitmeler, uçmalar, tekmeler, silah kullanmalar, jip lazımsa jip, uçak lazımsa uçak getirmeler, bir gizemler, bir asaletli afralara tafralar... Ne yalan söyleyeyim çevremizde çok rastlayabileceğimiz kadınlardan olmadıkları için mi  yoksa gerçekten gerçekçi olmadıkları için mi bilmiyorum ama karakterlere inanmakta biraz zorlandım.
       Madam Lilla'nın öyle ikna edici bir gücü var ki bu üç eğitimli kadını otoritesiyle peşinden sürüklüyor. Maryam geride bıraktığı kızının üzüntüsünden kaçıyor, Amira Muhammed'in aşkından kaçıyor ve bir cinayet işlediğini de sanarak oradan uzaklaşmak istiyor, Türk gazeteci yani kitabın anlatıcısı konumundaki kişi de bir hikaye arıyor ancak memleketin durumundan da kaçıyor, çünkü yazara göre Türkiye'de bütün gazetecileri ve yazarları içeri tıkıyorlar, anlatıcı kadın da korktuğu için ülkesine dönemiyor.
     Diğer bir nokta da, edebi sanat değeri açısından baktığımda; yazar sanki benzetme dışında bir söz sanatı kullanmamış gibi. Her bir durumu teşbihle anlatmaya çalışmış. "Mecburen gerilimin Florence Nightingale'i ben oldum derhal" sözleriyle ben acil durumlara müdahale edersem Florence Nightingale gibi müdahale ederim demek istiyor, Hızır Acil gibi müdahele edecek hali yok ya yazarımızın...( Bak ben de burada tariz söz sanatını kullanmış oldum, nam-ı diğer iğneleme) Kitap bu ve buna benzer benzetmelerle doluydu.
     "E sohbetçi, hani beğenmiştin? Eleştirip durma" dediğini duyar gibiyim. Evet beğendim.Ben bu kitapta, kadınların hikayelerinden bazı parçaları beğendim ve kadınların kendileri gerçekçi olmasa da yazarın kadınlarr hakkındaki bu tespitlerini öyle gerçekçi ve samimi buldum ki hani senden benden bir şey anlatıyor gibiydi.
"Ben ciddiye aldım biliyor musun? 'Bedenini örteceksin' dediklerinde içimin içini örttüm.'İnanacaksın' dediklerinde hücrelemerimin endoplazmik retikulumuna kadar inandım.'Devrim yapıyoruz' dediler, gece gündüz Tahrir'de yattım, kayboldum,yok oldum, bir oldum..." diyor Maryam karakteri hayatı fazlasıyla ciddiye alıp, bir işi yaparken kendini feda edercesine çalışanların yorgunluğunu dile getirirken ve çocukluğuna inerek şöyle devam ediyor." İşte o sahneyi düşündükçe kendime ağlayasım geliyor.Ömrümün tamamına. Apartmanın merdivenlerini yıkıyor kapıcı...Bize dedi ki ...Çocuğuz herhalde sekiz yaşındayım..."Haydi siz de yardım edin" Benim üzerimde de ...Misafirliğe mi gidecektik neydi, beyaz bir elbise. Bir coşkuyla yapışmışım süpürgeye, haldır haldır yerleri süpürüyorum.Su sıçrıyor üzerime farkında değilim.Çılgın gibi temizliyorum.Sanıyorum ki, diğer çocuklar da, kapıcı da benimle birlikte. Bakmıyorum bile. Sonra bitti galiba her şey, nefes nefese durdum. Kan ter içindeyim ve üstüm de berbat. Bir baktım çocuklar oyun oynuyor , kapıcı sigarasını tüttürüyor.Sonrası da öyle .Hep öyle..."
Bu çocukluk hikayesini sevdim çünkü sanırım hepimiz küçüklüğümüze bir göz attığımızda, şuan açıklayamadığımız bazı davranışlarımızın bağını buluruz.Yazar da güzel bir hikaye ile buna değinmiş. 
        Zaten kitapta hoşuma giden noktalardan biri de bir durumu açıklarken oraya yerleştirdiği cümlenin başlı başına orada kendini göstermesi. O cümleyi oraya öyle bir yerleştirmiş ki daha sayfalarca yazmasına gerek kalmamış. Hani şu sosyal medyada fona fotoğraf eklenip paylaşılan çok da beğeni alan laflar var ya işte onlardan fazlasıyla var...Bunları sohbetimin sonunda paylaşacağım ancak paylaşamayacağım bir şey var ki o da Muhammed'in mektupları. Bir kadın olarak bunlardan etkilenmemek, bu sayfaları beğenmemek çok zor. Kadınını yücelten, bunu çok ince ve zarif bir şekilde dile getiren bu mektup sayfaları benden tam not aldı.Sonuç itibariyle minik eleştirilerim de olsa kitap benden geçer not aldı. E ne de olsa, ben bir kadınım ve bana göre kadın hikayelerine dokunan her el saygıya değerdir. Düğümlere Üfleyen kadınlar; şöyle ya da böyle gerekçelerle, yolan çıkan dört kadının üstüne çıkıp bastırdıkları, en diplere gömdükleri ve hatta belki de unuttukları anları, hayatlarının eski sayfalarını tekrar çevirmelerinin öyküsüdür ve okumaya değerdir.Şimdi seni kitapta altını çizdiğim sözlerden bazılarıyla baş başa bırakacağım, muhtemelen yakın zamanda facebook twitter benzeri yerlerde bol bol karşılaşacaksın...Bir sonraki kitap sohbetimde görüşmek üzere.Sevgiler...

“Hakikatte kadınlar, bu alem içinde başka bir alemde yaşarlar. İçine aşklarını ve büyülerini üfledikleri bir alemdir bu. Erkekler biteviye o alemi hırpalar, yıkar. Kadınlar ise yeniden üfleyerek nefesleriyle kurarlar o alemi. Kadınlar, erkekleri de üfleyerek var ederler. Bir erkek, bir kadının nefesi kadardır; başka hiçbir şey değildir.”

Duyulmasın diye kısıldıkça çıldırdı kahkahalar.İşte o anda duyduk kapıdaki çığlığı. Her mutlu anın bir cezası olduğuna içten içe inanan bütün Ortadoğulular gibi hiç şaşırmadık ve hemen suçlu hissettik.

“Evlilik, tatlı hanımefendi, porselen takımların desenlerini adamın yüzünden daha çok gördüğün bir münasebettir.  Benim ise, şükür ki, her zaman porselen takımlardan daha heyecanlı şeyler oldu hayatımda. Çin porselenlerinden daha desenli adamlar!”


“Biri bana sarılırsa ayakta duramam. Çünkü... Çünkü kalbim ablukada kalır o vakit. Düşmana teslim olmak daha kolay. Onurun kırılır en fazla, ama beni seven birine teslim olursam... Esir düşerim.”

"Anlayacaksınız ki hayat sizin nefesinizde. Başka hiçbir yerde hiç bir şeyde değil..Hayatı siz kuracaksınız. Nefesinizi üfleyeceksiniz. Hayat nefesinizin yettiği kadar.. "


                             ÖZLEM KARAPINAR
                                                                                                        


11 YORUM:

SELGIN GB dedi ki...

Blog tasarımınız çok başarılı.
Yazınız da çok güzel, emek vermişsiniz. Benden farklı olarak siz daha fazla sevmişsiniz, ne güzel... Arada buralara uğramalı...

Sevgiler...

özlem karapınar dedi ki...

Çok teşekkür ederim. Ben de sizin "teşbihte hata olmaz ama fazlası okuru boğar" şeklindeki tespitinizi özellikle beğendim :) Her zaman beklerim, kitaplar üzerine konuşmayı severim, özellikle karşımda benim sözüme söz ekleyecek birini bulursam.Sevgiler...

mino dedi ki...

Şahane bir yazı olmuş , kitabı , hissettirdiklerini ve hissettiklerini ne de güzel yazmışsın. Keyifle takip edeceğim artık emin olabilirsin .

özlem karapınar dedi ki...

Memnun olurum :) Sevgiler ...

Pisikopati dedi ki...

Özlem hanım merhaba, illederoman'dan pisikopati ben ve adaşınız aynı zamanda:)

Blogunuz çok hoş tasarımınıza da bayıldım. Elinize sağlık.

Yazınız da çok güzel olmuş. Ben ne yazık ki içinde bazı hoş bölümler olmasına rağmen kitabı hiç beğenmedim, ve siz de biliyorsunuz biraz da sert bir şekilde yazdım. Herhalde Ece Temelkuran'ın beni hayalkırıklığına uğratmasının etkisi bilemiyorum:)

Sevgilerimle

özlem karapınar dedi ki...

Çok teşekkür ederim psikopati :)Benim de eleştirilerim oldu aslında fakat siz de yorum yazdıktan sonra bir daha okudum ve eleştirilerimi çok yumuşak bir şekilde dile getirmiş olduğumu gördüm. Karakterlerin gerçekçi olmaması, teşbih dışında edebi yönünün zayıf bulunması gibi noktalar beni rahatsız etmişti ama bunu gayet kibarca söylemişim sanırım biraz daha sert olmalıyım :) Sevgiler Sohbetçiden...

Hayat İzlerim, Kitap Sesleri dedi ki...

Çok sevdim ben bu yazıyı ve sayfayı takipteyim artık; sevgilerimle...

özlem karapınar dedi ki...

Teşekkürler. Sevgiler sohbetçiden :)

E.EDEBİYAT dedi ki...

Özlem Hanım,kitabın eleştirisi yapmanız sözü edilen kitaptan birazcık daha akıcıydı ,dilinize sağlık:) ben az önce bitirdim kitabı ve dediğiniz gibi Muhammed'in mektupları kısmını tek geçerim:)olumsuz olarak eleştirilecek yerler de inkar edilemez elbette ama yine de okumaya değer bir kitaptı,haddinden fazla devrik cümlelerine rağmen :)Hoşça kalın.

Kore Fenomeni dedi ki...

Ölümü böyle iç cebinde sevgilinin resmi gibi taşıyan memleketler cenazeleri niye hep böyle hazırlıksız karşılar?" Bizi anlatıyor maalesef ki 😯
Kitap inceleme yönteminin çok beğendim, kaleminize sağlık, markamız gerçekten etkileyici idi bence de dediğiniz gibi kadının hayatını kaleme alana saygı duymak lazım 😉 bir kaç kitap bloggerda da kitabı görmüştüm ama bu kadar detaylı olanı ilk kez okudum, kaleminize sağlık 😉

KİTAP EYLEMİ dedi ki...

çok etkileyeceğini düşünüyorum bu kitabın beni , kapağından ötürü belki de ama hala öyle düşünüyorum umarım yakın zamanda okurum :D