Pages

12 Şubat 2013 Salı

EFSANE



     Her bir kitap serüvendir benim için. Kiminde kendimi bulur, hiç bitmesin isterim macera; kimi seferler ise sıkıcıdır, açılmak isterim bir an evvel başka başka maceralara. Bu son yolculuğumda ise eski zamanlara gittim.Kaptan İskender PALA ile "Efsane" bir yolculuktaydık.Akdeniz'in adalarını gezdim, dolaştım, savaşlar verdim durgun denizlerde, işittim halkların hüzünlü öykülerini ve en nihayetinde paylaşmak için aldım kalemi elime.
     Yazar, son dönemlerde yaptığı gibi eserine, tarihin çarklarını çeviren mühim neferlerden birinin hayatını  konu edinmiş. Tabi gönül İskender Pala'dan günümüz öyküsü de okumak ister. Kendi hayatını kaleme aldığı "İki Darbe Arasında" kitabını ayrı tutarsak, kurgusunun tamamen kendine ait olduğu bu günlere ait bir öykü.Bu kısa temenniden sonra sohbetimize devam edelim. Kitap Barbaros Hayrettin Paşa'nın hayatını anlatıyor fakat şunu baştan belirtmeliyim kitabın kapağında söylendiği gibi "Bir Barbaros Romanı" olmaktan ziyade "Bir Şehzade Alkala" romanı olmuş. Hani eve girdiğinde, her yana dağılmış olan yemeğin kokusu seni heyecanlandırır da tencerenin kapağını kaldırdığında, bambaşka bir yemekle karşılaşırsın ya...İşte bu yanılgı kitapta da kendini göstermiş.Barbaros kokuyor fakat kapağı açınca Sidi Alkala çıkıyor.Pala'nın bu türde kaleme aldığı eserlerine baktığımda görüyorum ki yan hikaye hep haddini bilmiş ve asıl hikayenin bir basamak gerisinde durmayı başarmıştır fakat bu defa ön planda olan Sidi Alkala'ydı. Hani bu bir sınav olsa "Görünüş Geçerliliği"ni zayıf bulduğumu söylemeliyim.Dolayısıyla kitapta geçen iki şahsa ayrı ayrı yer vermeyi düşünüyorum.
     Sidi Alkala...Muhtemelen gerçekte var olmayan fakat gerçeğe bir  o kadar da yakışan bir kurgu karakter. Tarihin sayfalarını şöyle bir çevirdiğimizde İspanya'daki son İslam devletinin yıkılışından sonra Müslümanların ve Yahudilerin zulümden kaçışlarında ve Osmanlı'ya götürülmelerinde Hızır Reis'in rolü olduğunu görürüz. Sidi Alkala karakterini alıp da bu gerçekliğin içine yerleştirdiğimizde hiç sırıtmadığını ve dediğim gibi çok da yakıştığını düşünüyorum.
    Yazar Alkala'yı yaratırken böyle bi mana yükledi mi bilmem fakat bana göre Saint Alcala; yalnızlığın, terk edilmişliğin, başka bir şekil vermişliğin simgesidir. Onun hayatında anımsadığı ilk sahne ailesinin katledilmesidir ki hiç gözünün önünde gitmeyecek bir fotoğraftır bu. Bu bölümleri okurken ben, bir yandan da Alkala'nın kaderini yaşayan yüzler bakıyordu yüzüme sayfaları çevirdikçe. Dilleri farklı, dinleri farklı, kaderleri aynı çehreler. Bana kederi hatırlatan bu yüzlere, bazı insanların tutumlarını da düşünüyordum elimden olmadan. Evet maalesef... Öyle insanlar tanırım ki dünyanın başka yerlerindeki karanlıklar için mum yakmaya gerek duymaz çünkü kendilerinin hiç bitmeyecek (!) kandilleri vardır. Bu bencil kalpler çok da haklı gerekçelere sahiptirler; dünyanın başka ucundadır çünkü karanlık, haykırışlar başka dildedir, kanayan yara başka renk bir deridedir, pis sular başkalarının ırmaklarında akar...Bildikleri üç beş siyasi terimi ve sosyal medyadan edindikleri engin (!) tarih bilgilerini ustaca kullanarak seni haklı olduklarına inandırabilirler. Beş yaşında ağlayan bir kız çocuğuna, çaresiz bir babaya, işkenceler görmüş bir anneye yardım edene bile hakaret etme hakkını bulurlar kendilerinde. İlginç olan şudur ki yine sosyal medyada en çok paylaştıkları sözler ise Mevlana'nin, Yunus'un, Şems'in aşk ve hoşgörü üzerine ettikleri kelamlardır. İnsan bir kitap okurken nerelere gidiyor değil mi? Ben de Alkala'nın hikayesinde düşündüm bunları. Diğer yanda örmeye devam ediyordu yazar Alkala'nın geçmişini, geleceğini ve tüm zamanlarını saran sevdasını ilmek ilmek, o örüyordu da sen göremiyordun ki sanırım güzel olan da resmin tamamlandıktan sonra görülebilmesiydi. Soruların cevaplarını en sona saklamıştı yazar bulmak da biraz zor ama merak uyandırıcıydı. Fakat benim baştan beri tahmin ettiğim bir şey vardı ki o da muhafızların ölümünde kimin parmağı olduğudur. Emin olamadığım şey ise gerekçesi, sırrı ve bu sır için Barbaros'tan zaman zaman gidişleri...Peki sonunda Alkala'nın sırrını öğrendin.Bir emirlik çıkması şaşırtıcı mıydı? Evet.
     Gelelim Alkala'nın sevdasına. Bir arkadaşımla bu aşkın büyüklüğü hakkında sohbet ederken, onun etkilenmişliğine karşın beni pek de hislendirmemiş olması şaşırtıcı mıydı? Bilemiyorum. O zamanlarda yaşanır mıydı böyle aşklar,söz vermeler, tam vuslata erdi derken yine yeniden ayrı düşmeler, sevgilisiz bir hayata başlayamamalar ve onda takılıp kalmalar...İşte bütün bunları okuyup da hissetmemek benden mi yoksa hikayenin bana geçemeyişinden mi kaynaklanıyor inan bilemedim. Bana göre uzadıkça uzadı, Alkala buldukça, Billure geri gönderdikçe ben yoruldum ve "Şah ve Sultan" kitabının sonu gibi "mezar başında bekleyen bir aşık" görürüm diye umutsuzluğa kapıldım.Tanrı'ya beni bu yüzyılda dünyaya gönderdiği için şükrettim . Peki senin için durum neydi? Sen de arkadaşım gibi aşkı hissedebildin mi? Senin yorumunu almak istediğim diğer konu da üç heykel hikayesi. Heykel hikayesinin fazlaca gizeme bürünmesinden midir nedir, sonunda bütün hikayenin düğümünü çözeceğini ve sırrın onunla ilgili olduğunu düşündüm. Fakat sonuç hüsran mıydı? Evet. Merakla beklediğim heykellerin sonunda bir mesaj çıktı bu da beni fazlasıyla yıktı. Hikayenin bir ucunda bulunan Billure'nin aşk anlayışı beni pek açmasa da dinini unutmamış olması, yüzünü değiştirse de özünün değiştirmemesi ile sevdirdi kendini Billure.Üstüne bir de dadılığını yaptığı kıza öğrettiği dua ile beni çocukluğuma götürdü."Yattım Allah kaldır beni,nur içine daldır beni, can bedenden çıkmayınca, imanımla uyandır beni." Kendi çocukluğumda anımsadığım bu dua ile sanırım yazar bir çok okurunun gönlünü fethetti. Hem bu dua ile hem de emirliğin devamı için saklanan altınların Billure tarafından alınıp eziyet gören Müceddenlerin kurtuluşu için harcadığını okuyunca , güzelim Şehzadeyi yıllarca peşinden koşturduğu için kızdığım Billure'ye sempati beslerken buldum kendimi.
     Alkala, Billure derken ikinci planda kaldığını düşündüğüm Barbaros Hayrettin Paşa'dan bahsetmek istiyorum artık. Diğer hikayede olduğu gibi Barbaros'ta da hikaye neredeyse kitabın yarısına kadar çok yavaş ilerliyor, gemicilik dili,eski yer adları insanı yoruyor. Barbaros'u okurken uzunca bir süre onu zihnimde hangi rafa yerleştirsem, hangi şemanın içine içine soksam bilemedim.Bir tüccar mıydı, denizci miydi, paşa mıydı? Yoksa yazıp yazıp sildiğim, bir türlü resmedemediğim Barbaros, tarih derslerinden hatırladığım o koskoca Kaptan-ı Derya iki üç adaya hakim bir korsan mıydı? Neyse ki ilerleyen bölümlerde önce Cezayir Sancak beyi sonra da İstanbul'a getirilip Kanuni tarafından Kaptan-ı Derya yapılmasıyla sonunda yazar paşaya iade-i itibar yapılıyordu. Bu yükselişi bir çırpıda söylediğime bakma, bir adın zamana mührünü basması çok da kolay değildir ve yazar Kaptan-ı Deryalık'tan önceki süreci biraz uzun tutsa da gayet iyi yansıtmıştır.Öyle ki forsa hikayeleri, deniz savaşları, esirler, sindirilmiş milletler bir filmin netliğinde yer aldı belleğimde. Barbaros'un Kaptan Doria ile çekişmeleri, eşine olan sevgisi, dini bütün yaşantısı ile Barbaros yapbozu tamamlanıyor ve benim şemalarıma uyum sağlıyordu artık zihnimde.
   Sonuç itibariyle Hayrettin Paşa, padişahın deyimiyle dinin hayırlı evladı, tarihe onu sevenleri bırakarak Hakk'a kavuştu. Tabi vuslat tek ona nasip olmamıştı Alkala'da emirlik yolunda olmasa da Billure'sine kavuşarak "mutlu son" kıvamında bittiği için beni mutlu etti. Ve kitabın son paragrafı ile ilk paragrafını aynı kılarak son bir hoşluk yapmıştı yazar.  Bu kitabın senin damağında bıraktığı lezzet nasıldı? Yorumlarını bekliyorum.Bir sonraki kitap sohbetinde görüşmek üzere...

                                                                                                    Özlem KARAPINAR

17 YORUM:

kitap eylemcisi dedi ki...

çok fazla detay verdiğinden atlayarak okudum , zaten okumak istediğim bir kitaptı:)

Ebruts dedi ki...

Henuz okumadigim bir İskender Pala kitabi. Gayet aciklayici bir yazi olmus. Kisa surede okumak dilegiyle.

özlem karapınar dedi ki...

sevgili eylemci,atlayarak okumakta iyi yapmışsın, henüz okumamışsın çünkü kitabın sihri kaçmasın :) sevgiler...

özlem karapınar dedi ki...

Ebruts vaktin olur da okursan tekrar yorumlarını bekliyorum o zaman. Bu arada liebster için soruları cevaplıyorum şuan en kısa sürede paylaşacağım, haberdar ettiğin için tekrar teşekkürler

Bahadır Sivaslı dedi ki...

http://guncelhaberi.blogspot.com/2013/02/iskender-pala-efsane-bir-barbaros-roman.html

EMİNE ÖZTÜRK dedi ki...

SİPARİŞ VERDİM BEN DE..bekliyorum merakla....

EMİNE ÖZTÜRK dedi ki...

MERHABALAR... blogumda miminiz var eğer kabul ederseniz çok sevinirim...

http://kitaplarimolmadanasla.blogspot.com/2013/02/2-defa-mimlendimliebster-blog-award.html

Orhan Akgül dedi ki...

Kitabı okuduğum için yazınızı okumak sorun olmadı. Kitabı tekrardan okur gibi oldum sayenizde.
Kitabı tanıtmak amaçlı bende bir yazı yazdım fakat amacım şevklendirip insanları bu kitabı okumaya yönlendirmekti. Kısmen başarılı olduğumu söyleyebilirim. Okuduğum kitapların başkalarının tarafından okunması hoşuma gidiyor. Selametle...

özlem karapınar dedi ki...

Evet ben de sizin yorumunuzu okudum.Aslında kitap hakkında ortak düşüncelerimiz olmasına rağmen sizin yaklaşımınız daha da olumlu olmuş.
Ben de severim Pala'nın kitaplarını Özellikle "Şah ve Sultan" ile OD favorilerim arasındadır ancak bu kitap tavsiye ettiğim bir kitap olmasına rağmen bana göre bir Şah ve Sultan değil.
Vaktiniz olursa OD hakkında yazdığım yoruma da göz atabilirsiniz.Eğer okumuşsanız yorumlarınızı bekliyorum.

Orhan Akgül dedi ki...

Şah ve Sultan'a ulaşması mümkün değil zaten. Od'u okumadım ama kişinin divanı hakkında bilgim fena değildir.

Bloğunuzu yeni buldum,ayrıca derhal okuyacağım yazınızı. Takip listeme de ekledim, Selametle kalın.

Adsız dedi ki...

sizce bu kitabın konusu ve teması nedir ?

özlem karapınar dedi ki...

sohbetimi özetlememi mi istiyorsunuz? konu ve temayı sorarak aynı şeyi sorduğunuzun farkında mısınız?

Murat karaç dedi ki...

yorum diye kitabįn sonu yazılmaz ki okumakta olduğum kitaptan soğudum.

özlem karapınar dedi ki...

sizin adınıza üzüldüm. fakat ben okuduğum kitaplar hakkında sohbet etmek üzere yazıyorum yani kitapta olup biten her şeyi konuşabilir yazabilirim. sanırım kitabı bitirmemiş olanlar yorumumu okumasın gide uyarmam gerekirdi, üzgünüm.

tahir ölmez dedi ki...

özlem hocam merhaba.ben efsanenin kahramanlarını ögrenmek istiyorum yardımcı olabilirmisiniz ?

özlem karapınar dedi ki...

Yukarıdaki yorumumda kahramanlara değindim aslında ama daha farklı yapabileceğim bir şey var mı? Kitap yorumumu okuyarak çıkarabilirsiniz diye düşünüyorum.

Adsız dedi ki...

valla ne doyum kitabı okudum ve çok begendim.. okumayı ve ıskender palayi çok geç kesfettigim için kendime kızıyorum.. ayrıca ıskender hocadan bir kanuni ve fatih sultan romanı beklerim..