Pages

6 Haziran 2012 Çarşamba

Kayıp Gül (Serdar Özkan)


       Kayıp Gül, birkaç yıl önce kaleme alınmış bir kitap ancak benim elime henüz geçtiğimiz hafta ulaştı. Ne yalan söyleyeyim? Yazarı da kitabını da ilk defa duydum.Uluslararası çok satanlara girmiş bir kitabı yeni duymuş olmam benim minik bir ayıbım diye itiraf ediyorum. Kitaba iki ayrı pencereden bakacağım.Çok satanlar penceresinden bakınca minik ayıbım minik hayal kırıklığına dönüştü, dünyada çok satanlar listesine girmiş olması beni şaşırttı ama tatmin etmiş değil o yüzden gel diğer pencereden bakalım.Bu , genç bir yazarın ilk romanı penceresi ve gayet de hoş bir manzarası var.Dolayısıyla ben sana dünyada bestseller listelerine giren o kitaptan değil de sade akıcı bir romandan sohbetler anlatacağım.
      Öncelikle şunu belirtmeliyim ki kitabı bir günde bir solukta okudum.Yorucu tasvirlerle, gereksiz karmaşa ile beni zorlayan kitaplardan değildi, gün esmerleşmeye başladığında akıp giden sakin nehri izleyene eşlik eden çayın ağzında bıraktığı tat gibi mis kokulu bir kitaptı. Kendimden, kendinden, kendimizden,kendinizden ve kendilerinden birşeyler buldum kitabın kendisinden.

      Diana'nın annesinin ölümü kurgunun ilk basamağını oluşturuyor ve Diana her bir basamak daha indiğinde yaşam binasının alt katlarına, içlerde diplerde ne kadar da gidilmemiş oda; kapısı hiç tıklanmamış sadece dışarıdan süslenmiş çeşitli isimler yazılmış bir kalp görüyor. Ve aslında bu hikaye Diana'nın ve onun nezdinde bizlerinde kendi kalbini keşfetme yolculuğudur.Diana gizemli derinliklere karanlıkta ilerlerken, sonunda ruhu yıkayan aydınlığını görüyor.
      Annesinin ölümü ile hayatındaki bir çok şeyi sorgulayan Diana, ikiz kardeşi olduğunu öğrenir ve onun peşine düşer. Bu kitabı yaşanmış veya yaşanması muhtemel bir hikaye gibi düşündüğünde kitapta bazı taşlar yerinde oturmayabilir fakat ben bu kitabı biz yetişkinlere özel yazılmış bir masal gibi okudum. İnsanın kendi içine yaptığı yolculuğu; çok fazla derine inmeden " güllerle konuşabilme yeteneği" ile özdeşleştirerek hoş bir benzetme yapmış yazar. "İnsanın kendi gibi olması önemlidir, insan kendini tanımalıdır,kendi içine yaptığı yolculukta bir kaptana ihtiyaç duyabilir" diye uzun uzun yazabilirdi ancak o gülleri konuşturmayı yeğlemiş ki bence de gayet sade ve şık olmuş.

      Diana'nın kendi özünden hissetmediği özellikleri arkaşları tarafından her zaman alkışlanır, pohpohlanır ve öyle sevilir. Ancak onun içine sinmeyen, ters giden birşeyler vardır, özünden kaybettikleri vardır, tıpkı dış görünüşü için fazla çaba harcayan özünden kokusundan kaybeden gül gibi. Ve tıpkı bizlerin de bazı şeyler uğruna kendi özümüzden zaman zaman bir parça yitirmemiz gibi, üstelik bizden kopan her parça içimizi acıtır ama biz anlayamayız sebebini ve gülümsemeye devam ederiz bazı şeylere. Çevre, saygınlık endişesi, bir gruba ait olma duygusu,hayat koşuşturmacası...Bir çok sebep vardır, bizi bizden, bizi Tanrı'dan uzaklaştıran. Markanın kaliteden, dışın içten,bedenin ruhtan üstün olduğu yerlerde içimiz çürümüş ve ruhumuz daralmış olabilir. Ve gülle konuşabilme yeteneği aslında içini tazelendirmektir. Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en üst basamağa oturmuş "kendini gerçekleştime" şerefine nail olabilmektir. Özüne sahiplenme, özünü sevme, özünü özümseme; içine gökyüzünün engin maviliğini, bebeklerin gülümsemelerin, dağların çiçeklerini, coşkun ırmakları ve hepsinden öte aşkı doldurur.
       Yazar, bu iç ve dış meselesine sık değinmiş. Bunlardan biri de ressam ile dilenci diyaloğu.Dilenci ressama sorar: " Harvard mezunu olduğunu niçin saklıyorsun?" Ve ressam der : "Kendimden başka bir şey için sevilerek cezalandırılmak istemiyorum." Oysa gerçekte böyle midir? Çoğumuz kendimizden başka "bir şey" olarak tanınmak,ödüllendirilmek isteriz. Bir başka örnek ise Artemis, Meryem diyaloğunda Meryem sorar: " Sen kimsin" ve Artemis de babasından, onu övenlerden bahseder durur, özünden ziyade başkalarından bahsetmiştir.
    Peki sen kimsin? Olmadıklarından soyutlayarak betimleyebilir misin kendini? Başkalarının istekleri doğrultusunda bir şekle girenler onların esiridir adeta ta ki başka bir efendisi olup başka bir biçime sokana kadar. Özümüzü korumak, sevmek ve bizi biz olduğumuz için sevenlerle beraber olmak dileğiyle ...

7 YORUM:

Eren dedi ki...

Kitabı çok güzel anlatmışsınız, gerçekten sade dili ve yalınlığıyla insanı etkileyen bir kitap. Bu arada blogunuzu da çok beğendim, sık sık ziyaret ederim artık sizi, sevgiler:)

özlem karapınar dedi ki...

Tabii ki her zaman farklı görüşlere de ihtiyacım var. Yeni kitap sohbetlerinde görüşmek üzere.Sevgiler sohbetçiden ...

Adsız dedi ki...

Okuduğum çok güzel kitaplardan biri herkesin okuması gerekir bu site de çok güzelmiş

özlem karapınar dedi ki...

Teşekkürler...

e-posta: dedi ki...

Kitaba duygusal açıdan baktığınız için beğenmenizi normal karşıladım. Benim eleştirimi dikkatli okursanız, roman tekniği olarak kusurlar içerdiğini göreceksiniz. Kitap eleştirisinde beğenmek veya beğenmemek değer ölçüsü olmamalı kanımca.

Unknown dedi ki...

Merhaba,

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12887668.asp
Bu kitabin aslinda ne oldugunu gayet guzel anlatan bir yazidir.

Adsız dedi ki...

Kitaptan bişey anladıysam Arap olayım