Pages

5 Haziran 2012 Salı

OD ( İskender Pala)


Kitaplar...Bazıları vardır ; sayfalarca okursun ama bir türlü giremezsin içine, kendini zorlarsın biraz, belki yüz belki iki yüz sayfa sonra kitaba ısınırsın, dalarsın, seversin.İşte Od benim için o kitaplardan biri değildi.Aksine daha eline aldığımda kitabı, dokunduğumda kapağına, ateş kırmızısı ılık bir heyecan sardı beni ve bekledim kapının önünde alsınlar diye içeri...

Derviş Yunus bu sözü / Eğri büğrü söyleme / Seni sigaya çeker / Bir Molla Kasım gelir

Bana kitabın kapısını aralayan sözlerdi bunlar. Yolculuğun güzel geçeceğinin teminatıydı adeta. Oysa İskender Pala bu kitap için " Garip Yunus'u gariplikten kurtarmak için yazdım" gibi bir cümle kullandığında ne kadar da iddialı bulmuştum.Haksız da sayılmazmış hani.
Bu sözlere kadar Molla Kasım muhayyilemde bilginin,kuralın, disiplinin temsiliydi ve kül rengine sahipti ancak ne mümkün bu ürkütücü mesajdan sonra aşkın efsunlu rengine dönüşmemek, alev kızılına çalmamak? Fakat kitabın devamında bir anda kapının önünde buldum kendimi. "Bahsedilen bu adam Yunus Emre mi?" "Yunus Emre'nin oğlu da mı varmış?" gibi basit sorular üşüştü zihnime. Bu biraz benim cehaletimdendi belki ama eğitim sistemine bir sitem göndermeden de edemedim. Ey sistem! Neden bana Yunus'u Mavlana'yı, Hacı Bekteş-ı Veli'yi anlatmadın? Oysa benim denklemler, eşitsizlikler,enlem, boylam, ivme... diye koştuğum maratonda bir mola verip; bir fincan aşk içmeye, bir nefes dörtlük söylemeye ihtiyacım yok muydu? Evet vardı belki bir Yunus, bir Mevlana ama uzaktı çok uzaktı. Şuan müfredata girmiş olması belirli gün ve haftaların içinde varlığı ve programlar sayesinde daha da özümsüyor çocuklar.

Neyse dönüyorum kitaba.Artık idrak etmiştim o yaşlı adam Yunus Emre, genç adam ise oğlu idi. Evladın göstermemeye çalıştığı ama çok ağır bir sitem tüten, gürül gürül kırgınlık akan ama çıt çıkmayan bir baba hasreti vardı. Ne ilginçtir ki kitabın başında yer alan baba oğul diyaloğunun bende anlam bulması taa ki son sayfalara kadar usul usul, adım adım oldu. Sanırım bu da İskender Pala'nın ustalığından. Bu diyaloğun başta yer alması ve hikayeyenin sonradan gelmesi seninde merakını hep tetikte tuttu değil mi?

O bir baba idi ; savaş, acı, ayrılık, hasret, kayıp, arayış ile yaş almış yaşam vermiş, o bir oğul idi; savaş, acı, ayrılık, hasret, kayıp, arayış, ile büyümüş bütünleşmiş. İkisi de aynı dertle işlenmiş, aynı yangından çıkmış, aynı istasyonlardan geçip, aynı vagonlarda yolculuk etmişlerdi lakin yolun sonunda iki farklı uca teslimlerdi. Gecenin ürkütücü karanlığı vardı birinde, gündüzün aydınlatıcı ferahlığı diğerinde. Biri ardında cesetler saklıyordu, gönlü hoş temiz ruhlar diğerinde. Ve Sitare...Birinin annesiydi diğerinin eşi yoldaşı sevdiği. İskender Pala kadını adeta Sitare'de yüceltmiş, kadına aşkı gücü yolgöstericiliği yüklemiş onore etmişti.Hangi kadın bu kadar sevilmeyi istemezdi ki? Çok büyüktü Yunus'un sevdası devasa idi. Sitare onu eliyle yerden alan göğe bağlayan değil miydi? Değilmiydi ki Sitare sevda, Sitare mücadele,Sitare zorluk, Sitare aşkın en yoğun kıvamlı almış hali. Yazarın tasvir ettiği Sitare'yi ve o dönemi okuyunca, her ne kadar kurgunun payı olsa da o dönem sevginin biçimi ile şuanki biçimi epey farklı dolayısıyla asırların insanı bencilleştirdiğini düşündüm. Haksız mıyım? O yokluk, savaş ve mücadele içinde sevgileri kat kat açan o insanlar nerede, nerede en ufak bir zorlukta ve yoklukta su koyveren, yorulan, bıkan, kaçan günümüz insanı. O zamanlar çeyiz bir kap bir kaşık iken mühim olan ad iken, nasıl omuştu da bir ev bir arabaya, kata, yata dönüşüvermişti? Sanırım bunu da " aşkın en cıvık kıvamlı hali" diye adlandırabiliriz. Fakat ne mutlu günümüzde de aşkı yoğun yaşayanlara.


Yunus Emre de yüreğinde Sitare, gittiği Aslanlı Hünkar'dan eli dolu dönlü boş döndü. Hangimiz ona kızabilir ki? Bekleyen onca insan,Sitare ve oğulları vardı ya da artık yoktu.Allah'a giden yol için nefes verilmişti ancak Yunus dönmemişti o yola. O yol Hacı Bektaş'tan Tapduk Sultan'a gidiyordu ve ne yazıkki aynı zamanda İsmail'den Samuel'e gidiyordu. Kitabın İsmail ile ilgili bölümlerinde yine asrımıza döndüm fakat bu kez hakkını teslim etmek gerek. Nasıl bir zamanmış öyle bitmek bilmez savaşlar, kayıp çocuklar, köle kızlar, çaresiz anne babalar...Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde ilk basamaklarda yer alan barınma güvenlik ihtiyacı o dönemde hiç var olmamış gibi. Bir gece evinizi basan, köyünüzü yakan, tüm yıl çalışıtığınızı bir anda çalan o acımazsız çirkinlik içinde Tapduk Emre,Mevlana,Hacı Bektaş-ı veli gibiler güzeli gösteren, huzura çağıran lütufmuş adeta e tabi anlayana, görmesini, duymasını bilene. Ne acıydı ki Yunus bunu görmeye başladığında Sitare'den Allah'a yürürken , oğlu masum bir çocuktan cellada yürüyordu.Yunus sıradan bir kuldan dervişe dönüşürken, varırken Allah'a, oğlu Allah'ı terk ediyordu. Yunus Tapduk Sultan dergahında, ateşte sürekli kaynayan ama bir türlü pişmeyen yemek gibi namaz, zikir, Kuran, hadis... kaynıyordu ama pişmiyordu. Çok defa gitti Tapdukt'tan ve döndü dergaha fakat sonuncusu bir gitme değildi bir kaçıştı sanki. Odun taşıyordu, su taşıyordu en basit işleri yapıyordu olduğu yerde sayıyordu, pişmiyordu bir türlü.Gitti...Fakat bu gidiş, yolculuğu, mağaradaki yol arkadaşlarının Yunus adından birinin hürmetine dualarının kabulünü dilemleri onu sarstı, kendine getirdi. Bu hikayeyi yazarın kurgusu olarak mı görüyorsun yoksa geçmişte bir zamanda yaşanmışlığına inanç duyar mısın? Orası senin bileceğin iş zira bu kitapta bu hikayelerden daha da var. Faruk'un hesabına yazılan altınlar, ve Faruk'un bunlara dokunmaması ve Mevlana'nın "Yıldızdan geç Yunus artık Güneş'e bak" sözünden sonra beni en çok etkileyen olaydı mağaradaki dua...Ve ardından Yunus'un pişmanlığı, kederi, şaşkınlığı...Ne yüzle dönecekti kimse ile vedalaşmadan kaçıp giden saka Yunus? Sence Yunus'un pişmeye başladığı yer burası mı? Bilirsin herkesin bir kitaptan aldığı binbir çeşittir. Ben bu kitabı Yunus'un Allah'a yolculuğu olarak gördüm ve bu pişmanlığı da pişmanlığının göstergesiydi.Fakat bu kitabı Yunus'un hayatı, Yunus'un oğluna kavuşma hikayesi olarak da görmek mümkün, öyle yorumlayanlar da pek tabi var. Bende ise o artık pişmişti. Zaman zaman diline gelen, üç beş kelam söz söyleyen Yunus artık çağlayanlar gibi gürlüyordu.

Yar yüreğim yar / Gör ki neler var / Bu halk içinde / Bize güler var / Ko gülen gülsün / Dost bizim olsun
Ve o artık odun taşıyan Yunus değil insanları mest eden, asırlardan asırlara taptaze ve anlaşılır kalan ve Mevlana'nın söylediği gibi sufilik yolunda her makamda ayak izi olan Yunus'tu. Ve bu kitap benim Yunus'u, onun yolunu bir kez daha sevmemi sağlayan müthiş bir kitaptı. Emeğine, kalemine, yüreğine sağlık İskender Pala...

21 YORUM:

Betül Yeni dedi ki...

mükemmel bir yorum, ellerinize sağlık sizin de :) geçenlerde ikinci kez okudum kitabı, hala ilk anki heyecan ve ürpertiyle okuyabildim.. gerçekten harika bir eser..

Murat Dicle dedi ki...

Merhabalar.

Ben de sizin gibi, hasbel kader okuduğum kitaplar hakkında yorumlar yazıyorum. Ortalama bir okuyucunun yorumları diyebilirsiniz. OD, bana şimdiye kadar bildiğim Yunus Emre'den çok daha fazlasını öğretti.

İskender Pala gibi, enkarnasyonel bir yazar, tarihi kişilikleri tekrardan canlandırarak bizlere roman tadında tarihi dersler vermektedir. Hemen bir çok kitap yorumumda da dediğim gibi, tarihi; böylesi tarihi romanlarda öğrenmek çok eğlenceli. Benim de bu kitapla ilgili yorumumu burayı tıklayarak okuyabilirler.

Ben yorumlarımda, mümkün olduğunca kitap ile ilgili fazla ipuçu vermemeye çalışıyorum, -ki kitabı henüz okummamışların okuma heyecanının yitirilmemesi için. Böylece, kitaplarında satın alınmasına katkım olacağını düşünüyorum. Böylesi bir kitap yazmak gerçekten zor.

Saygılar.

özlem karapınar dedi ki...

Teşekkür ederim Betül, aynı soruların cevabını bulmuşuz kitapta.İskender Pala'nın yeni kitaplarını sabırsızlıkla beklyorum, okumak ve paylaşmak için...

özlem karapınar dedi ki...

Murat Bey merhaba, yorumlarınız için teşekkür ederim. Kitap hakkında bilgi verme ihlalini yapıyorum ben biraz maalesef, sanırım anlatırken kendimi kaptırıyorum.Sultanı Öldürmek'i okudunuz mu bilmiyorum onu da bayağı bir ayrıntılı yorumlamışım ancak yine de katilin kim olduğunu söylemedim (sanırım bu da bir şeydir:) Buna biraz daha dikkat etmek gerekiyor gerçekten ya da baştan not düşmek lazım "kitabı okuyanların dikkatine " gibilerden.Tekrar teşekkürler,saygılar sohbetçiden...

EMİNE ÖZTÜRK dedi ki...

kitaptan etkilendiğim kadar sizin yazınızdan da etkilendim özlem hanım... sevgiler....

Ali Aydoğdu dedi ki...

Yorumunuz gerçekten çok başarılı. Elinize, yüreğinize sağlık.

Herkesin mutlaka okuması gereken kitaplardan biridir OD. Umarım kıymeti bilinir...

özlem karapınar dedi ki...

Emine Hanım ve Ali Bey, OD benim sohbetini yazdığım ilk kitaptı, çok severek okumuştum ve bana çok şey kattı.Elif Şafak "AŞK" ve İskender PALA "OD" bana hayatı anlamlandırmamda ışık tutan kitaplardandır. Bende bu ışık sayesinde gördüklerimi kalemim yettiğince yazmaya çalıştım. AŞK üzerinde de çalışıyorum bir süre sonra blogumda göreceksiniz. Sizler gibi kitabı tanıyan, yazarları tahlil edebilen kişilerden gelen yorumlar beni çok mutlu ediyor.Gerçekten çok teşekkür ediyor katkılarınızı her zaman bekliyorum.Sevgiler Sohbetçiden...

İlknur AKPINAR dedi ki...

Merhaba Özlem Hanım,
Çok güzel dile getirmişsiniz, emeğinize sağlık, teşekkür ederim.
Sevgiler.

özlem karapınar dedi ki...

Teşekkürler.Sevgiler Sohbetçiden :)

Adsız dedi ki...

Ben kitap okumayı çok seven bir lise öğrencisiyim. Od' u okumama edebiyat öğretmenim vesile oldu. Kitabın henüz yarısındayım fakat Yunus ile ilgili o kadar çok şey öğrendim ki... Kesinlikli okuduğum en güzel ve çarpıcı romanlardan biriydi.

Adsız dedi ki...

iskender pala'nında sizinde elinize sağlık,cok guzel yorumlamışsınız :)

özlem karapınar dedi ki...

Henüz lisedeyken bu kitabı okumuş olduğunuz için bizden bir adım öndesiniz, ne de olsa bizim zamanımızda Yunus'u bu kadar güzel anlatan bir kitap yoktu :)) kitabı bitirdiğinde yorumlarını tekrar beklerim.

özlem karapınar dedi ki...

Sevgili adsız :)yorumunuz için teşekkür ederim...

dryny dedi ki...

Merhabalar! Kitabı birkaç gün önce bitirdim, aslında kitap çıktığı ilk günlerden itibaren kütüphanemdeki yerini almıştı ama ancak kısmet oldu okumak, zamanı yeni gelmiş diyelim. İskender Pala'yı, kitabın tanıtımı için çıktığı bir TV programında seyretmiştim. Yunus'un günümüzde garip kaldığından, bir Mevlana Celaleddin kadar kıymetinin anlaşılamadığından bahsetmiş, kitap çıkmadan önce Yunus Emre'nin türbesine gidip ondan bu kitabı çıkarmak için izin istediğini söylemiş ve ağlamıştı canlı yayında. Çok etkilenmiştim,ancak kitabı okuma daha çok etkiledi beni. Bizi yeniden Yunus diyarına götürdü, farklı pencereler açtı kalbimizde, yüreğimize dokundu yine. Yorumlarınız kitapseverler için ışık tutucu, bloğunuzla yeni tanıştım ve çok başarılı buldum.

özlem karapınar dedi ki...

Çok teşekkür ederim, farklı kitaplarda yine görüşlerinizi beklerim.kitap gerçekten etkileyiciydi biraz üzerinden geçince tekrar okumak istediğim bir kitap. görüşmek üzere. Sevgiler...

Yusuf Cömert dedi ki...

admin saat 9 a kadar acilen bana en beğendiğin bölümü yazarmısın ?

özlem karapınar dedi ki...

şimdi yazsam olur mu?

özlem;) dedi ki...

benim adım da özlem vekitap okumaya bayılıyorum sayısal alanı 11. sınıf öğrencisiyim ve kitap okumanın bütün dersleri etkilediğini söyleyebilirim size matematik ya da geometrinin kitap okumakla ne ilgisi var diye düşünmeyin bence

Abdullah ÖZER dedi ki...

Kitap okumak zaten güzel de bu kitap ayrı bi güzeldi...

ramisömer önder dedi ki...

Yunus Emre'yi hep derviş Yunus olarak tanıdık bu kitapta torun Yunus, evlat Yunus, eş Yunus, baba Yunus, bizim Yunus yani herşeyiyle "insan Yunus" u mükemmel bir anlatımla tanııtıyor bize usta yazar İskender Pala. Bunu yaparken Onu yakan OD'u öyle bir dille anlatıyor ki o ateşi, okurken bile hissedebiliyorsunuz. Ayrıca dönem atmosferinin bu kadar ince nakış, nakış işlenmesi de döneme ışık tutuyor. Tarih dersini sevmeyenlere bile tarihi sevdiriyor.

Emre Yorulmaz dedi ki...

Kitabta verilmek istenen mesaj nerdir ?